POLİSAN
YYH 30 MART

SAADET PARTİSİ KOCAELİ İL BAŞKANI RECEP SARIDOĞAN

Gündem 28.03.2025 - 14:15, Güncelleme: 29.03.2025 - 13:12
 

SAADET PARTİSİ KOCAELİ İL BAŞKANI RECEP SARIDOĞAN

Türkiye, uzun yıllar unutamayacağı ve etkilerinin kolay kolay silinemeyeceği bir zaman dilimini maalesef yaşamaktadır.

Milletimizin nefes almasını zorlaştıran ekonomik darboğaza, özellikle son 10 gündür hukuku hiçe sayan bir baskı dönemi de eklenmiştir. İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla demokrasinin olmazsa olmazı sandık iradesi hiçe sayılmış, ardından muhalefetin bütün kesimlerine hukuku sopa olarak kullanma sürecine hız verilmiştir. Sürecin Mimarları… Bu olağanüstü dönemi bu millete kim yaşatmaktadır? 2018 yılında asgari ücretin % 62’sine tekabül eden emekli ikramiyesinin bugün 14.000 TL olması gerekirken, yapılan 1.000 TL lik gülünç zam için “daha ne olacaktı” diyen ve her akşam bol katılımlı ve gösterişli saray sofralarında “daha ne olacaktı” dedirten lüks menülerden vazgeçmeyenler bu günleri bize reva görmektedir. Seçim öncesi tüm muhalefeti PKK ile işbirliği iftirasıyla suçlayan, seçim sonrası Öcalan’la masaya oturanlar, “kurucu önder” taltifleri ve “Sayın Öcalan” yüceltmelerine evrilenler bizlere bu günleri yaşatmaktadır. Diploma Dibin Kara, Seninki… Vizyona konan “İmamoğlu aday olamasın” sürecinin ilk sahnesi, 31 yıl önce alınan diplomayı iptal etmek şeklinde gösterime girmiştir. Diploma kararında şaşırtıcı olan ise, 25 yıl önce yapılan zulümlerle milletin teveccühünü kazananların, “bu şarkı burada bitmez” diyerek hukuk isteyenlerin, bugün kendi tarihlerinden ders almamaları, “Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun” emri ilahisini unutmuş olmalarıdır. Milyonları bulan diplomalı işsizlerin sesine kulak tıkayanların, neredeyse her ilçeye üniversite açarak kaliteyi düşürenlerin, koltuk sevdasıyla ve hesap verme endişesiyle rakip adayın diplomasını iptal ettirmesi, hangi izanla ve insafla bağdaştırılabilir? Adalet Mülkün Temelidir Suç işleyenlerin bağımsız yargı tarafından hesaba çekilmesi elbette kaçınılmazdır. Ancak iktidar belediyelerinin birçok yolsuzluğuna gözünü kapatan yargının muhalefet için büyütece başvurması, adalet duygusunu zedelemektedir. Aynı firmadan benzer koşullarda araç kiralayan Beşiktaş Belediye Başkanı bu ihale dolayısıyla tutuklanırken, Elazığ Belediye Başkanına göz yumulması adaletin değil ancak çifte standardın göstergesi olabilir. Açık Tanıklı Yolsuzluklar… Yaşananların hukuki sürecin bir parçası olduğunu düşünmek için gizli tanık gerektirmeyen -en azından- bir kaç yolsuzluğun hesabının sorulması şarttır. Mesela Bülent Arınç’ın açık tanıklığında Ankara'nın parsel parsel satılması konusunda neden bir adım atılmamıştır? Mansur Yavaş’ın adli makamlara sunduğu 97 yolsuzluk dosyasından hiç biri için değil soruşturma açmak, Melih Gökçek’in ifadesine başvurmamak hangi hukuka sığmaktadır? Bakanların Rıza Zarrap'tan milyonluk rüşvet almaları konusunda mesela ne yapılmıştır? Yine mesela Pandemi döneminde Ruhsar Pekcan’ın kendi bakanlığına dezenfektan satması, yolsuzluk kategorinize neden girememiştir? Atadığınız liyakatli (!) insanların Yunusemre Enstitüsü'nü soymasına bu bağımsız yargı, acaba ne yapmıştır? Bu birkaç başlık bile bugün yapılanların amacının adalet tesisi olmadığının, düşman hukukuna işlerlik kazandırıldığının ispatıdır. Adaletsizliklerin Ülkeye Maliyeti… Sırf rakibini saf dışı bırakmak için hukuku silah olarak kullanan akıl, Mehmet Şimşek’in ülke ülke gezerek iki yıldır toparladığı 45 Milyar doların on günde 29 Milyar dolarını çöpe atabilmiştir. Şimdi piyasaları, güven ortamını ve yatırım planlarını yerle yeksan eden iki yıllık reçetenin iki günde çöpe atılmasına mı ah vah edelim, yoksa akaryakıt başta olmak üzere gelecek yeni zamların ve vergilerin stresiyle saç baş mı yolalım? 4 bin TL yerine 35 bin TL ye çıkarılabilecek emekli ikramiyesinin, bu operasyonun maliyeti olarak bir avuç insana transfer edilmesine mi üzülelim? Nas vardı hani? Operasyonun maliyetini azaltmak için Mehmet Şimşek, bankaların üst yöneticileri ve iş dünyası temsilcileriyle yaptığı toplantıda “kurlarda artışa izin verilmeyecek, faizler yükseltilecek” demiş. Heyhat..! Tekrar seçilme aşkına, feda olsun NAS hassasiyeti… Varsın, “Ben ekonomistim” diyenlerin bedeli ağır olsun memlekete… Kur korumalı mevduatla bu milletin sırtına 50 milyar dolarlık faiz yüklensin, ne önemi var? Yeter ki faize SÖZDE savaş açayım ben. Yeter ki İmamoğlu aday olamasın. Harp hile midir? Buradan Ak Partililere seslenmek istiyorum. İmamoğlu’nu bertaraf etme ana saikı ile girişilen bunca hukuk görünümlü operasyondan; *DEM tabanı ile muhalefetin arasını açmak, *Muhalefeti kriminalize ederek marjinalleştirmek, *İmamoğlu'nun başını çektiği gündem belirleyici süreç yönetimini zayıflatmak anlamında umulan tali yararlar, “harp hiledir” kamuflajıyla legalleştiriliyorsa eğer, bilmelisiniz ki bu içler acısı başka bir vahamettir. Bu, iki cihan güneşini gayri meşruluğunuza alet etmek değil midir? Kastedilenin gerçek bir savaşta olduğunu, orada da karşıdakine zulmedilemeyeceğini görmeyecek kadar şaşırmış olmak, bir Müslümana yakışır mı? Özetle; savaşta bile reva görülmeyeni barış ortamında hak ihlallerine dönüştürmek, tek kelimeyle acizlik değil de nedir? Hangi ara köklerinizden bu kadar koptunuz? Olup bitenleri sağduyulu değerlendirecek, ortak aklı tekrar devreye sokabilecek akli selim insanları ne zaman yitirdiniz? Sağduyulu partililerin Erdoğan’ı uyarması şarttır. Memleketin geleceği için, birilerinin çıkıp Erdoğan’a, dört kişiden üçünün kendisi gibi düşünmediğini söylemesi gerekiyor. Birilerinin, Ak Partililerin çocuklarının bile Saraçhane'de olduğunu söylemesi gerekiyor. Birilerinin, halkın kıtlık çektiğini, okula giden çocukların yeterli beslenemediklerini söylemesi gerekiyor. Birilerinin, gençlerin artık korkmadığını, emeklilerin artık partisine oy vermeyeceğini söylemesi gerekiyor. Birilerinin, alengirli sandık operasyonlarıyla bile seçimlerin artık kazanılamayacağını söylemesi gerekiyor. Toplumsal tepkiler iyi değerlendirilmeli… Evdeki hesabın Saraçhane'de bozulduğunu, belki de toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesini önleyen bir tablonun ortaya çıktığını, iktidarın iyi analiz etmesi gerekmektedir. Kin ve nefreti körükleyici tavır ve adımlardan vazgeçilmesi zorunlu görülmektedir. Çünkü eli silah tutanların serbest bırakılmasının konuşulduğu bir dönemde, eli kalem tutanların içeri atılmasının kimseye yararı yoktur. Özellikle gençlerin belirlediği ittifak, erken seçimin takviminin de, kazanacak adayın da haberini verdiğini görerek, demokrasiyi, adaleti, insan haklarını önceleyen bir toplumsal düzenin tekrar tesis edilmesi büyük önem arz etmektedir. Özetle hak ve adalet farkındalığına odaklı bir seçim sürecinin geciktirilmeden işler kılınması, ülke olarak yaşadığımız kronik açmaz ve sıkıntıların aşılmasında en önemli belirleyici amil olacağı unutulmamalıdır.
Türkiye, uzun yıllar unutamayacağı ve etkilerinin kolay kolay silinemeyeceği bir zaman dilimini maalesef yaşamaktadır.

Milletimizin nefes almasını zorlaştıran ekonomik darboğaza, özellikle son 10 gündür hukuku
hiçe sayan bir baskı dönemi de eklenmiştir.
İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla demokrasinin olmazsa olmazı sandık iradesi hiçe sayılmış,
ardından muhalefetin bütün kesimlerine hukuku sopa olarak kullanma sürecine hız verilmiştir.
Sürecin Mimarları…
Bu olağanüstü dönemi bu millete kim yaşatmaktadır?
2018 yılında asgari ücretin % 62’sine tekabül eden emekli ikramiyesinin bugün 14.000 TL
olması gerekirken, yapılan 1.000 TL lik gülünç zam için “daha ne olacaktı” diyen ve her akşam
bol katılımlı ve gösterişli saray sofralarında “daha ne olacaktı” dedirten lüks menülerden
vazgeçmeyenler bu günleri bize reva görmektedir.
Seçim öncesi tüm muhalefeti PKK ile işbirliği iftirasıyla suçlayan, seçim sonrası Öcalan’la
masaya oturanlar, “kurucu önder” taltifleri ve “Sayın Öcalan” yüceltmelerine evrilenler bizlere
bu günleri yaşatmaktadır.
Diploma Dibin Kara, Seninki…
Vizyona konan “İmamoğlu aday olamasın” sürecinin ilk sahnesi, 31 yıl önce alınan diplomayı
iptal etmek şeklinde gösterime girmiştir.
Diploma kararında şaşırtıcı olan ise, 25 yıl önce yapılan zulümlerle milletin teveccühünü
kazananların, “bu şarkı burada bitmez” diyerek hukuk isteyenlerin, bugün kendi tarihlerinden
ders almamaları, “Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun” emri
ilahisini unutmuş olmalarıdır.
Milyonları bulan diplomalı işsizlerin sesine kulak tıkayanların, neredeyse her ilçeye üniversite
açarak kaliteyi düşürenlerin, koltuk sevdasıyla ve hesap verme endişesiyle rakip adayın
diplomasını iptal ettirmesi, hangi izanla ve insafla bağdaştırılabilir?
Adalet Mülkün Temelidir
Suç işleyenlerin bağımsız yargı tarafından hesaba çekilmesi elbette kaçınılmazdır.
Ancak iktidar belediyelerinin birçok yolsuzluğuna gözünü kapatan yargının muhalefet için
büyütece başvurması, adalet duygusunu zedelemektedir.
Aynı firmadan benzer koşullarda araç kiralayan Beşiktaş Belediye Başkanı bu ihale dolayısıyla
tutuklanırken, Elazığ Belediye Başkanına göz yumulması adaletin değil ancak çifte standardın
göstergesi olabilir.
Açık Tanıklı Yolsuzluklar…
Yaşananların hukuki sürecin bir parçası olduğunu düşünmek için gizli tanık gerektirmeyen -en
azından- bir kaç yolsuzluğun hesabının sorulması şarttır.
Mesela Bülent Arınç’ın açık tanıklığında Ankara'nın parsel parsel satılması konusunda neden
bir adım atılmamıştır?
Mansur Yavaş’ın adli makamlara sunduğu 97 yolsuzluk dosyasından hiç biri için değil
soruşturma açmak, Melih Gökçek’in ifadesine başvurmamak hangi hukuka sığmaktadır?
Bakanların Rıza Zarrap'tan milyonluk rüşvet almaları konusunda mesela ne yapılmıştır?

Yine mesela Pandemi döneminde Ruhsar Pekcan’ın kendi bakanlığına dezenfektan satması,
yolsuzluk kategorinize neden girememiştir?
Atadığınız liyakatli (!) insanların Yunusemre Enstitüsü'nü soymasına bu bağımsız yargı, acaba
ne yapmıştır?
Bu birkaç başlık bile bugün yapılanların amacının adalet tesisi olmadığının, düşman hukukuna
işlerlik kazandırıldığının ispatıdır.
Adaletsizliklerin Ülkeye Maliyeti…
Sırf rakibini saf dışı bırakmak için hukuku silah olarak kullanan akıl, Mehmet Şimşek’in ülke
ülke gezerek iki yıldır toparladığı 45 Milyar doların on günde 29 Milyar dolarını çöpe
atabilmiştir.
Şimdi piyasaları, güven ortamını ve yatırım planlarını yerle yeksan eden iki yıllık reçetenin iki
günde çöpe atılmasına mı ah vah edelim, yoksa akaryakıt başta olmak üzere gelecek yeni
zamların ve vergilerin stresiyle saç baş mı yolalım?
4 bin TL yerine 35 bin TL ye çıkarılabilecek emekli ikramiyesinin, bu operasyonun maliyeti
olarak bir avuç insana transfer edilmesine mi üzülelim?
Nas vardı hani?
Operasyonun maliyetini azaltmak için Mehmet Şimşek, bankaların üst yöneticileri ve iş dünyası
temsilcileriyle yaptığı toplantıda “kurlarda artışa izin verilmeyecek, faizler yükseltilecek”
demiş.
Heyhat..!
Tekrar seçilme aşkına, feda olsun NAS hassasiyeti…
Varsın, “Ben ekonomistim” diyenlerin bedeli ağır olsun memlekete…
Kur korumalı mevduatla bu milletin sırtına 50 milyar dolarlık faiz yüklensin, ne önemi var?
Yeter ki faize SÖZDE savaş açayım ben.
Yeter ki İmamoğlu aday olamasın.
Harp hile midir?
Buradan Ak Partililere seslenmek istiyorum.
İmamoğlu’nu bertaraf etme ana saikı ile girişilen bunca hukuk görünümlü operasyondan;
*DEM tabanı ile muhalefetin arasını açmak,
*Muhalefeti kriminalize ederek marjinalleştirmek,
*İmamoğlu'nun başını çektiği gündem belirleyici süreç yönetimini zayıflatmak anlamında
umulan tali yararlar, “harp hiledir” kamuflajıyla legalleştiriliyorsa eğer, bilmelisiniz ki bu içler
acısı başka bir vahamettir.
Bu, iki cihan güneşini gayri meşruluğunuza alet etmek değil midir?
Kastedilenin gerçek bir savaşta olduğunu, orada da karşıdakine zulmedilemeyeceğini
görmeyecek kadar şaşırmış olmak, bir Müslümana yakışır mı?
Özetle; savaşta bile reva görülmeyeni barış ortamında hak ihlallerine dönüştürmek, tek
kelimeyle acizlik değil de nedir?
Hangi ara köklerinizden bu kadar koptunuz?
Olup bitenleri sağduyulu değerlendirecek, ortak aklı tekrar devreye sokabilecek akli selim
insanları ne zaman yitirdiniz?
Sağduyulu partililerin Erdoğan’ı uyarması şarttır.

Memleketin geleceği için, birilerinin çıkıp Erdoğan’a, dört kişiden üçünün kendisi gibi
düşünmediğini söylemesi gerekiyor.
Birilerinin, Ak Partililerin çocuklarının bile Saraçhane'de olduğunu söylemesi gerekiyor.
Birilerinin, halkın kıtlık çektiğini, okula giden çocukların yeterli beslenemediklerini söylemesi
gerekiyor.
Birilerinin, gençlerin artık korkmadığını, emeklilerin artık partisine oy vermeyeceğini söylemesi
gerekiyor.
Birilerinin, alengirli sandık operasyonlarıyla bile seçimlerin artık kazanılamayacağını söylemesi
gerekiyor.
Toplumsal tepkiler iyi değerlendirilmeli…
Evdeki hesabın Saraçhane'de bozulduğunu, belki de toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesini
önleyen bir tablonun ortaya çıktığını, iktidarın iyi analiz etmesi gerekmektedir.
Kin ve nefreti körükleyici tavır ve adımlardan vazgeçilmesi zorunlu görülmektedir.
Çünkü eli silah tutanların serbest bırakılmasının konuşulduğu bir dönemde, eli kalem
tutanların içeri atılmasının kimseye yararı yoktur.
Özellikle gençlerin belirlediği ittifak, erken seçimin takviminin de, kazanacak adayın da
haberini verdiğini görerek, demokrasiyi, adaleti, insan haklarını önceleyen bir toplumsal
düzenin tekrar tesis edilmesi büyük önem arz etmektedir.
Özetle hak ve adalet farkındalığına odaklı bir seçim sürecinin geciktirilmeden işler kılınması,
ülke olarak yaşadığımız kronik açmaz ve sıkıntıların aşılmasında en önemli belirleyici amil
olacağı unutulmamalıdır.

Kocaeli HABERİ

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve hedefgazetesi.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.